İçeriğe geç
  • Dolar 49,5565 ▲ %0,10
  • Euro 55,7692 ▲ %0,12
  • Sterlin 66,1467 ▲ %0,39
  • Gram Altın 6.633,21 ▼ %0,03
  • Çeyrek Altın 10.859,67 ▲ %0,90
  • Gümüş 90,76 ▼ %0,67
  • Bitcoin 4.060.234 ▲ %0,64
  • BIST 100 11.721,72 ▼ %2,89

Dünya Savunma

Karadeniz'de savaş riski: Rusya'ya yakıt satışı iddiası ve Montrö'nün koruyucu rolü

The Guardian'ın iddiasına göre Güney Kore, yaptırımlara rağmen Rusya'ya yakıt satışı yapıyor. Deniz Jeopolitiği Danışmanı Deniz Güler, Karadeniz'in tamamının savaş riskli bölge ilan edildiğini ve Türkiye'nin Montrö sayesinde aktif tarafsızlığını sürdürdüğünü belirtti.

Milliyet'in haberine göre, The Guardian gazetesi Karadeniz'de Türkiye'yi de ilgilendiren bir iddiayı gündeme taşıdı. Haberde, Ukrayna ve Rusya arasındaki gerilim ile Rusya'ya yardım ettiği öne sürülen Güney Kore ticareti ele alındı. The Guardian'ın kaynak gösterdiği analiste göre, Ukrayna'yı destekleyen çıkarlara ters düşecek hamleler yapan Güney Kore, aynı dönemde Türkiye'deki NATO zirvesinde Ukrayna'ya destek mesajları veriyordu. Ukrayna ise kime ait olduğuna bakmaksızın Karadeniz'de ticaret gemilerini hedef alıyor, Rusya'ya silah taşımayan gemilere saldırıyordu. Yaşanan bu saldırılar, sivillerin ölümü ve ticaret gemilerinin batmasıyla birlikte Karadeniz'in Montrö'de öngörüldüğü gibi güvenli bir alan olmaktan çıkıp çıkmadığı sorusunu akıllara getirdi. Türk gemilerine yönelik saldırılara askeri karşılık verilmemesi de aslında Türkiye'yi ve Karadeniz'i koruyan bir güvenlik önlemi olarak değerlendiriliyor. Deniz Jeopolitiği Danışmanı Deniz Güler, konuyu tüm detaylarıyla Milliyet.com.tr'ye anlattı.

The Guardian, 5 Ekim'de yayımladığı haberinde çarpıcı iddialara yer verdi. Haberde, CREA tarafından analiz edilen Kpler verilerine göre Rusya'nın Ağustos ayında deniz yoluyla 368 bin ton petrol ürünü ithal ettiği, bunun bir önceki aya göre 7 kattan fazla olduğu ve Ukrayna'nın topyekün işgalinden bu yana en yüksek aylık toplam olduğu belirtildi. Bu miktarın yüzde 31'ini oluşturan 112 bin tonluk ithalatın, Hindistan'dan sonra ikinci sırada yer alan Güney Kore'ye ait olduğu ifade edildi. Güney Kore limanlarındaki yüklemelerin Temmuz ayında hızla artmaya başladığı, bu artışın ülkenin cumhurbaşkanı Lee Jae Myung'un Türkiye'deki NATO zirvesinde Ukrayna'nın yeniden inşası için 100 milyon dolar sözü vermesiyle aynı zamana denk geldiği kaydedildi. 2025 yılında yapılan bir ticaret birliği anketine göre, savaşın başlamasından bu yana Rusya'ya ihracatı durduran Güney Koreli firmaların neredeyse yüzde 80'inin ticarete yeniden başlamaya açık olduğu aktarıldı.

Rusya aslında yakıt ihracatıyla bilinen ülkelerden biri. Güney Kore ise Türkiye'den yaptığı açıklamalara ters bir rota izliyor gibi görünüyor. Ukrayna'daki savaş nedeniyle Moskova'nın tedarik arayışı içinde olduğu bir dönemde, Güney Kore'den Rusya'ya yaptırım uygulanan tankerlerle yakıt sevk edilmesi Finlandiya merkezli bir düşünce kuruluşu olan Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi'nde (CREA) analist Isaac Levi'nin dikkatini çekti. Levi, "AB yaptırımlarına maruz kalan tankerlerin Güney Kore limanlarından yakıt yükleyip Rusya'ya taşıması şok edici. Bu durum, yaptırım rejimini ve Güney Kore'nin Ukrayna'ya verdiği desteği baltalıyor" diyor.

Karadeniz'de gemi vurulması, batırılması ya da İHA saldırısı son dönemde sıklıkla basında yer alan haberlerden biri oldu. Bu durum pek çok kişi tarafından 'karşılık verilmesi gereken bir saldırı' diye yorumlansa da, durum göründüğünden çok farklı. Montrö devreye giriyor ve Türkiye'ye silah bile kullanmadan güvenlik garantisi vadediyor. Deniz Güler bu konuya ilişkin, "Karadeniz'de deniz bir anda savaş ve çatışma, denize taşmaya başladı. Denizdeki varlıklara saldırmaya başladılar. Buradaki hedef tankerlerle tabii ki dökme yük gemileri, kuru yük gemileriydi. Yani tahıl taşımaya yarayan gemiler. Tankerler de petrol ve bütün yükün taşınmasına destek olan gemiler. Daha çok bunlara saldırılar başladı. Daha önce de Türkiye'ye ile bağlantılı, işletmesini Türk bir Şirketin yaptığı, ya da ticaretini Türk şirketinin yaptığı, Türk sahipli bir gemiye saldırı oldu. Türk deniz yetki alanlarına çok yakın, neredeyse 15 deniz mili mesafede boğaz açıklarında bir saldırı gerçekleşti. Neredeyse boğazın giriş noktası, buraya yaklaşma suları diyoruz. Sinop açıklarında saldırı gerçekleşti. Deniz yetki alanlarında saldırı gerçekleşiyordu ve Türkiye gerekli uyarıları yapıyordu Dışişleri Bakanlığı kanalıyla. Ancak 5 ile 7 Ekim'e gelince durum değişti. Çünkü 3 günde 3 Türk bayraklı gemi saldırıya uğradı ve bu gemilerden 2'si battı. Bu çok ciddi bir tırmanma sinyalidir" diye konuştu.

Karadeniz'de 4 yılı aşkın süredir devam eden savaşta kimse geri adım atmadığı gibi, geçen sürede etki alanı genişledi. 5-7 Ekim'den sonra Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin egemenlik alanlarına yapılan saldırılar, çok daha ciddi önlemler alınması gereken bir sorunu gündeme getirebilir: Savaş. Artık Karadeniz'de tahıl koridoru ya da büyük ticaret hamleleri değil, savaş riski konuşuluyor. Deniz Güler 5-7 Ekim'de değişen dengeleri şöyle açıkladı: "Şunun ayrımına varmamız gerekiyor: 2022 Karadeniz konjonktürüyle 2026 Karadeniz konjonktürü aynı değil. Dolayısıyla bugün Karadeniz'de Türkiye tarafından ele alınması gereken esas konu tahıl koridoru ya da güvenli bir ticareti rotası değil. Bu ikinci başlık haline geldi. Çünkü 5 ile 7 Ekim tırmanması, Bulgaristan ve Romanya'nın münhasır ekonomik bölgelerini de işin içine katan Karadeniz'in tamamının savaş riski bölge haline geldiği bir konjonktüre çevirdi burayı. Çünkü 5 ile 7 Ekim tırmanması Bulgaristan ve Romanya Münhasır Ekonomik Bölgelerini de işin içine katan, kıyılara 17-18 deniz mili mesafede saldırılarla Karadeniz'in tamamını savaş riskli bölge haline getirdi. Ukrayna ile Rusya arasındaki deniz hedeflerine saldırı coğrafyası o kadar çok genişledi ki, Baltık Denizi'nde ve Buga Limanı'ndan tutun (Rusların ana petrol ihraç limanlarından) Karadeniz'in neredeyse tamamında Gürcistan da dahil olmak üzere bütün ülkelerin deniz etki alanlarında saldırılar gerçekleşti. Moskova'nın derinliklerine atış yapan petrol veya rafineri tesislerini, petrol üretim altyapısını vurmak için Baltık denizi, Moskova, güneybatısında Karadeniz ve İstanbul Boğazı, güneydoğusunda Hazar Denizi'ne kadar uzanan devasa bir çemberde gerçekleşiyor saldırılar. Dolayısıyla Karadeniz'in tamamı artık savaş riskli bir yer haline geldi. Lloyd's Market Association ile International Underwriting Association ortaklığında hayata geçirilen Joint War Committee (JWC) 16 Eylül 2026 tarihinde JWLA-035 kodlu belgeyi yayınladı. Komite bu belgeyi savaş riskli coğrafi alanı belirlemek amacıyla deniz sigortacılığı ve reasürans piyasasında uluslararası bir referans oluşturmak için hazırlıyor. Neredeyse Karadeniz'in tamamını savaş riskli bölge ilan ettiler. Sadece Gürcistan, Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'nın karasularını dışarıda bıraktılar. Yani doğrudan devletlerin egemenlik alanlarını dışarıda bıraktılar. Bu taşımacılığı, navlunu ve deniz sigorta primlerini yükseltiyor. Bu Türkiye'nin doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlaması gereken bir konu haline geldi. 5-7 Ekim tırmanması tehlikeli bir tırmanma."

Savaş 4 yılı aşkın süredir devam ediyor. Bu süreçte elbette yeni adımlar atılıyor, bölgeden saldırı haberleri gelmeye devam ediyor. Rusya ve Ukrayna arasındaki bu savaşta saldırılara başka ülkeler de maruz kalıyor. Bu ülkelerin başında gelen Türkiye, neredeyse her hafta yeni bir tanker ya da kuru yük gemisinin Karadeniz'de vurulduğunu duyuyor, vurulan ve Türk personelleri de taşıyan çeşitli gemiler Türk kıyılarında karaya oturuyordu. Pek çok kişinin aklında aynı soru vardı: Türkiye neden İHA'larıyla gemilere zarar veren saldırılara misliyle karşılık vermiyordu? İşte burada yine Montrö devreye giriyor, fiziki cevaplar yerine yazılı, sözlü uygulamalar 'savaştan koruyor'. Deniz Güler bu konuya ilişkin, "Türkiye, Ukrayna-Rusya savaşının başlangıcından itibaren Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 19. maddesini kararlılıkla uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin Türk Boğazları üzerinden Karadeniz'e geçişini sınırlandırmıştır. Bu da çatışmanın deniz boyutunda daha fazla tırmanmayı önleyen önemli bir hukuki ve diplomatik tutumdur. Bu yaklaşımın temel dayanağı Türkiye'nin tek taraflı siyasi tercihlerinden ziyade, uluslararası hukuk tarafından tanınan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'dir. Montrö'nün olmadığı bir durumda tek başına bu karar bile Türkiye'yi savaşan taraflardan biri haline getirecekken, Montrö sayesinde Türkiye aktif tarafsızlığı sürdürebilmiştir. Dolayısıyla Karadeniz'in güvenliğine ilişkin her türlü diplomatik girişimin merkezinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi bulunmalıdır. Türkiye'nin bu süreçteki en önemli diplomatik sermayesi ise aktif tarafsızlık politikasıdır" diye konuştu.

TürkAta Haber Ajansı

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…